Sıkıntılı İken Duâ
Ben bir söz bilirim ki, büyük bir üzüntüye, sıkıntıya düşmüş bir kul
söylerse, Allah Teâlâ ona muhakkak bir çıkış yolu açar. Bu, kardeşim
Yûnus'un sözüdür: Karanlık içinde kaldığı vakit:

"Senden başka ilâh yokdur. Seni tenzih ederim, muhakkak ki ben
zâlimlerden oldum." demişti. (25)
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i gam ve sıkıntı basınca
şöyle derlerdi:

"Kullara karşı Allah bana yeter, mahlûklara karşı Hâlik bana
yeter, rızk yeyenlere karşı rızık veren bana yeter. Bana O yeter ki
ancak o yeter. Bana Allah yeter, O ne güzel bir vekîldir. Bana Allah
yeter, O'ndan başka ilâh yoktur. O'na tevekkül etdim. O yüce Arşın
sahibidir." (26)
-"Bir belâya dûçar olmuş bir kimseyi görünce -kendi hâline
şükrederek-:

Seni mübtelâ kıldığı şeyden beni âfiyetde kılıp, yarattıklarından
pek çoğuna beni tafdîl eden Allah'a hamd ederim" derse bu belâ ne
olursa olsun bundan afiyette kılınır." (27)
Üzüntülü İken Duâ
İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma- der ki: Resûl-lah -sallallahu
aleyhi ve sellem- Hazretleri üzüntülü ve sıkıntılı halinde şöyle duâ
ederlerdi:

"El- Azîm, el-Halîm Allah'dan başka bir ilâh yok! Arş-ı Azîm'in
sahibi Allah'dan başka ilâh yok! Bütün semâların ve arzın ve çok
şerefli Arş'ın sahibi Allah'dan başka ilâh yok!" (19)
Yâ Rabb! Bütün âlemlerin ve Arş'ın sahibi ve yegâne hükümrânı
Sensin! Başımıza gelen şu sıkıntı ve belâyı izâleye ancak sen
kadirsin. Bu sebeble senden istiyoruz. Kâffe-i mahlûkat; yani bütün
yaradılmışlar senin kudret elindedir. Bilcümle mahlûkâtın şerrinden
bizi muhafaza ile himaye eyle demektir.
Bir de Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz,
belânın ağır basmasından, yani insana ölümü hayata tercîh ettirecek
şekilde gelmesinden, dünyevî ve uhrevî şekâveti mucîb bulunan ve
helâke sebeb olan ahvâlden, ve kötü âkıbet, sû-i hatimeye dûçar
olmaktan, düşmanlarını sevindirecek bir belâya duçar olup onları
kendisine üzüntü verecek şekilde konuşdurmaktan da Allah'a sığınırdı.
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
"Sizden birinize bir düşünce yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa:

"Allah! Rabbim Allah'dır! O'na hiç bir şeyi şerîk koşmam ben!"
desin. (20)
"Kul: "Ey yedi göklerin ve büyük Arş'ın Rabbi olan Rabbim! Beni
her üzüntü verici şeyden, dilediğin şekilde ve dilediğin yerden
kurtar" derse Allah Teâlâ onun üzüntüsünü giderir. " (21)
Her sabah ve her akşam yedi defa:

diyen kimsenin dünyâ ve âhirete âid ne üzüntüsü varsa Allah
giderir, bunda ister sâdık ister kâzib olsun. " (22)
"Üzüntüye mübtelâ olan kimsenin edeceği duâ şudur:

"Rahmetini umuyorum ey Rabbim! Beni göz açıp yu-muncaya kadar da
olsa kendime bırakma (nefsime bırakma). Benim her hâlimi düzelt.
Senden başka ilâh yoktur. " (23)
"Kendisine bir üzüntü ,bir keder, bir hastalık ve zorluk isabet
eden kimse:

derse bütün bunlardan kurtarılır." (24)
Hoşlanılan veya Hoşlanılmayan Durumların
Zuhurunda
"Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e sevdiği bir iş zâhir
olunca:

"Allah'a hamd olsun ki ancak O'nun ni'metiyle sâlih ameller
tamama erer." der, sevmediği bir işle karşılaşınca da:

"Her halde Allah'a hamd ederiz" derlerdi." (47)